KUŞLUK VAKTİ * Oyhan Hasan BILDIRKİ
Sözün tapusu: Yazı...
“Oyhan Hasan Bıldırki, BEŞPARMAK dergimizin kurucularından, sanat tutkunu bir yazar, araştırmacı ve öykücü.
Yayınlanan dergilerimizin yarısından çoğunda öyküleri, yazıları, şiirleri yayınlandı. Edebiyat, Türkçe öğretmenliği döneminde de pek çok genci okumaya ve yazmaya yöneltti. Beşparmak dergimiz ekibindeki eski öğrencileri de onun sanat tutkusunu vurguluyor.
Bir şiir kitabı ve dört öykü kitabıyla, pek çok sanat dergisinde ve yerel gazetelerdeki çalışmalarıyla başarısını da ortaya koymuş. Söke’de, yörede ve ülke düzeyinde, kendisini kabul ettirmiş.” (1)
(1) PÜLTEN Selim Sabit-Oyhan Hasan Bıldırki’nin Sanat Tutkusu ve Bu Dergi, Beşparmak A.K.S.D. / Sayı:21 s.3 Mayıs
Bir Söyleşiden
- İfadenizden edebiyata şiirle başladığınız anlaşılıyor. Peki, şimdi şiir ne oldu? Onu boşladınız mı?
- Şiiri boşlamış falan değilim. Yalnız, hikâyede ısrarlıyım. İlk eserim de bir şiir kitabıdır. “Liseden Sesler” adıyla yayımlanmıştı. Şimdi de şiire devam ediyorum. Fakat, şiir bana göre, edebiyatın en zor olan tarlasıdır. Ben, bu tarlada dolanıp duruyorum. Ondan elde ettiğim hasadı, hikâyelerimde bol bol kullanıyorum. Şiirim benim için, hikâyelerime çıkabilmemin sıçrama taşıdır.[1]
[1] GÜLHAN M. Ali-Oyhan Hasan Bıldırki ile Söyleşi, Beşparmak A.K.S.D. / Sayı:21 s.8 Mayıs 1991
Türkçe Hikâyeler
Gezinme Tahtası
Sitenizesayac.com
Niçin Hikâye?
Hikâyelerinizde anlaşılır bir dil kullandığınız ve haliyle de yaşantınızdan kesitler sergilediğiniz görülmektedir. Başka dikkat ettiğiniz kurallar var mı?
- Ben, sesli konuşmaya tutkunum. Son çalışmalarımı hikâyede teksif etmem de bundandır. Bir bakıma tespitiniz doğru. Ben, daha çok gördüklerimi, duyduklarımı, düşündüklerimi veya yazılması gerekenleri yazarım. Günümüz insanının dertlerini, sevinçlerini dile getirmeye çalışırım. Bunları yaparken de, gerçeğin dışına çıkmamaya dikkat ederim. Bir bakıma, belki de, iyi bir ifadeciyim. Benim söyleyecek çok şeyim var. Yazdıkça ışık olmak istiyorum ve böylece dinleniyorum. Bana göre hikâyeci, ele aldığı konuyla ilgili bir mesajı, büyük kütlelere ulaştıran ve onları aydınlatan adamdır. Burada “Neden hikâye?” sorusu da akla geliyor. “Niçin roman değil de, hikâye?...” Hikâyenin, romana göre kısa boyutlu oluşu, fazla zaman almaması, dili çabuk hikâyeci ile okuyucu arasında ışık alışverişinin doğmasına yardımcı olur. Bu yardım da, aydınlık ufukların doğmasını sağlar. Bu arada, şiirden getirdiğim bazı özellikleri de, hikâyelerimde kullanmaktayım. Bazı hikâyelerimde, hikâyenin klâsik kalıplarını, küçük darbelerle yıkmaya çalıştım. Bunda, başarıya ulaştığımı sanıyorum.” (1)
(1) DURUCAN Muhsin-Oyhan Hasan Bıldırki ile Söyleşi, BEŞPARMAK A.K.S.D. / Sayı:4 s.16 vd. Aralık 1989
"Bursa'da Zaman" Günleri
“Elimize ‘Talebe Cemiyeti’ gibi bir imkân geçince, 1969’da “BURSA’DA ZAMAN” adını verdiğimiz bir dergi çıkardık. Aylık, altı sayı neşredebildik, barutumuz o kadardı. Şu anda elimin altında, ilk eserleri bu mecmuada çıkmış olan biri hikâyeci ve biri şair iki dostumun eserleri duruyor. “Hoş Geldin Huzur” Nadir Ülker’in hikâyeleri; “Güzelleme” Ali Akmanlar’ın şiirleri. Kadromuzdan, hikâyeci-münekkid Oyhan Hasan Bıldırki de daha önceleri “Koçaklar”ı neşrettiğine göre, o günkü çevremizden üç sanatkâr bugün sanat dünyamızda yerlerini almışlardır.” (1)
(1) KORKMAZ Alâaddin, “Bursa’da Zaman” Çevresinde Bir Şair Bir Hikâyeci-Doğuş Edebiyat Sayı:28 s.21 vd. Mart 1985

